İnsanlık olarak büyük bir sınavdan geçtiğimiz bu günlerde kendimi bu yazıyı  paylaşmak zorunda olduğumu hissettim.

Bugün 24 Mart 2020.

2019’un Aralık ayında Çin’in Wuhan kentindeki hayvan pazarından tüm dünyaya yayılmaya başlayan Covid 19’la ilgili haberleri medyadan takip ediyorduk. Ama o günlerde işin bu boyutlara geleceğine kimse ihtimal vermiyordu.

Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca’nın bu virüsün resmi olarak Türkiye’de ilk kez görüldüğünü açıkladığı 10 Mart 2020’den beri günden güne işler ciddileşti. Uyarılar üzerine hepimiz eve kapandık ve kendimizi sosyal hayattan tecrit ettik.

Bu bela tüm dünyayı etkisi altına aldı.

Şunlar oldu, bunlar oldu diye boşuna yazmaya gerek yok. Çünkü bu yazıyı okuyorsanız neler olduğunuzun yeterince farkındasınız demektir.

Peki herkes evlere tıkılınca ne oldu?

Vakit geçmemeye, zaman akmamaya başladı.

Canlar sıkılmaya başladı.

Tüm kanaat önderleri sosyal medyadan insanlara evdeyken izlenecek film ve diziler, okunacak kitaplar listeleri önermeye başladı. Bunlara bir itirazım yok, insanların evdeyken bu aktiviteleri yapması elbette faydalı olacaktır.

Ama bakıyorum ki kimse kimseye “DUA EDİN” demiyor.

Bu felaketten ancak Yüce Allah’a sunacağımız tövbelerle ve edeceğimiz samimi dualarla kurtulacağımız gerçeğini kimse dillendirmiyor.

Dahası, bu ülkenin Cumhurbaşkanı “Sabırla ve duayla bu süreci atlatacağımıza inanıyorum” dediğinde insanlar onu “işimiz duaya mı kaldı?” diyerek eleştiriyor.

Virüsün Çin’den tüm dünyaya yayılmaya başlamasıyla birlikte ABD, İtalya, Fransa, İngiltere, Almanya, İran gibi ülkelerin süreç içerisinde düştüğü durum, hastalığın bu ülkelerden çok sonra Türkiye’de görüldüğü andan itibaren Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca’nın önderliğinde hassas biçimde yönetilmesi yönündeki çabaları ve devletin bu konuda tüm imkanları seferber ederken tedricen alınan tedbirler dikkate alındığında bu eleştirilerin tek bir sebebinin olduğu anlaşılıyor:

Biz DUA’yı unutmuşuz.

Biz DUA ile aramıza mesafe koymuşuz.

Dahası biz DUA’yı hayatımızdan çıkarmışız.

Ne acı…

Her şey bir tarafa Yüce Allah’a inanan ve “ben Müslümanım” diyen bir insan hiçbir zaman “işimiz duaya mı kaldı?” demez, diyemez.

Çünkü işimiz duaya kalmamıştır.

İŞİMİZ HER DAİM DUA’DA OLMUŞTUR ZATEN.

Duasızlık en büyük hastalıktır.

Corona dahil her musibetin, her felaketin başıdır duasızlık.

Furkan Sûresi’nin 77. Ayetinde Yüce Allah(CC) şöyle buyuruyor:

“Habibim, insanlara de ki, duanız olmasaydı Allah katında ne ehemmiyetiniz vardı.”

Bu ayeti bir anlasaydık…

Ah bir anlasaydık…

Eğer anlasaydık şimdiye kadar çoktan Afrika’daki, Filistin’deki, Kaşmir’deki, Yemen’deki, Gazze’deki kardeşlerimize dua ederdik.

Hemen yanı başımızdaki Suriye için, Irak için dua ederdik.

Ya da üç ay önce “oralardan buralara virüs falan gelmez” diye düşündüğümüz Çin’de zulüm gören Uygur kardeşlerimiz için dua ederdik.

Ama dua etmedik.

Bırakın duayı buralardaki zalimlere kalbimizden bile buğz etmedik.

O yüzden geçen Cuma, camide Cuma Namazı kılamadık ve bir daha ne zaman kılacağımız belli değil!

O yüzden geçen haftadan beri camilerimizin kapısı kapalı ve bir daha ne zaman açılacağı belli değil.

O yüzden birkaç gün önce Miraç Kandili’nde camiye gitmek bir yana evimizde TV başında memleketimizin güzel camilerinden canlı yayın yapan bir kandil programı bile izleyemedik ve bir dahaki kandilde izleyip izlemeyeceğimiz belli değil.

O yüzden ilk defa Mescid’i Aksa, Mescid-i Nebevi ve Harem-i Şerif bomboş ve ne zaman dolacağı belli değil.

O yüzden belki de tarihte ilk defa Kâbe’nin etrafında kuşlardan başka tavaf eden kimse yok ve bir daha ne zaman olacağı belli değil.

Ve o yüzden belki de bu sene Müslümanlar Hacc yapamayacak ve seneye yapılıp yapılmayacağı belli değil.

Ama olsun, en azından sıcacık evlerimizde bir yandan gündemi televizyondan takip ederken, bir yandan da bugün hangi kitaba başlayacağımız, Netflix’ten hangi filmi ya da diziyi izleyeceğimiz, Youtube’dan hangi fenomeni takip edeceğimiz az çok belli… Daha ne olsun!

Hepimize koskocaman bir YAZIKLAR OLSUN!

Ama inşallah bu günler de geçecek.

Nereden mi biliyorum?

Çünkü Yüce Allah (CC) söylüyor.

Hem de üstüne basa basa söylüyor…

Açın Furkan Sûresi’ni bakın:

“Demek ki, gerçekten her zorlukla beraber (ona dayanacak ve aşacak bir) kolaylık vardır.

Muhakkak her zorlukla beraber, mutlaka bir kolaylık (ve rahatlık) vardır.”

İnşallah, sabırla ve duayla bu süreci atlatacağız!

İşte o zaman, bugün yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve pişmanlıklarımı hatırlamak adına dönüp dönüp bakmak için bu satırlar burada kalsın istiyorum.

Ve sen bu satırları sonuna kadar okuyan kardeşim;

Eğer sen de benim gibi düşünüyorsan…

Azıcık bile benim gibi hissediyorsan hemen ellerini kaldır semaya ve başla…

Önce O’ndan özür dile, dileyebildiğince…

Sonra O’na halini anlat, anlatabildiğince…

Ve sonra iste ‘ndan, isteyebildiğince…

Dilim dönmüyor, ne diyeceğimi bilemiyorum diyorsan eğer sana yardımcı olmama izin ver.

Tıkla buraya ve oku bunu…

Haydi, şimdi.

Rabbinle iletişim kur…

Çünkü hepimiz için, hepimiz kadar sen de iletişimin kadarsın!