Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu olarak bilinen Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başkanlık seçimleri 2-3 Haziran 2018 tarihinde rekor bir katılımla gerçekleşti. Rekor bir katılımla Fenerbahçe Ülker Stadyumu’nda gerçekleşen kongrede 20.736 geçerli oyun 16.092’sini alan Ali Koç, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün yeni Başkanı seçildi. 20 yıldır kulübün başkanlığını yürüten ve girdiği her seçimi kazanan Aziz Yıldırım ise son seçimi çok büyük bir farkla kaybetti.

Fenerbahçeli bir iletişimci olarak adayların hazırlık sürecinden bu yana yakından takip ettiğim bu seçim sürecinde dikkatimi çeken ve özellikle profesyonel yaşamda hepimizin işine yarayacağını düşündüğüm bazı tespitlerimi kaleme almak istedim. Birazdan okuyacağınız bu tespitlerin tamamen sonuç alma amaçlı iletişime dair pek çok kitap, makale, eğitim ya da seminerde karşılaştığımız gerçeklerin çarpıcı birer örneği niteliğinde olduğunu düşünüyorum.

1. Etkileyici Bir Hikaye:

İkna edici iletişimde en önemli unsur “hikaye”. Peki nasıl bir hikaye? Elbette, iletişimin hedefine göre kurgulanmış, duygulara dokunan, doğru anlatılan bir hikaye. Ali Koç’un belki de en büyük avantajı, onu sürece getiren olayların zaten çok gerçekçi ve etkileyici bir hikayeyi oluşturması. İşte bu hikayeden bazı satırbaşları;

  • Beşiktaşlı babaya rağmen Fenerbahçeli yapılması,
  • Daha çok küçük bir çocukken eski başkanlardan Tahsin Kaya kendisine Fenerbahçe tarihinin en önemli maçlarından birinin topunu hediye ederken çekilmiş fotoğrafı,
  • Önceki yıllarda kendisini yönetim kuruluna alarak Fenerbahçe’de yöneticilik yapmasını sağlayan başkana rakip olarak sahne alması,
  • Yöneticilik yaptığı yıllarda yaşanan tarihe damga vurmuş 3 Temmuz sürecinde Fenerbahçe’nin ana aktörlerinden biri olması
  • Birkaç yıl önce, bizzat Aziz Yıldırım tarafından kendisinden sonraki başkan adayı olarak lanse edilmesi,
  • Daha sonraki süreçte Aziz Yıldırım’ın fikir değiştirerek kendisine cephe alması ve her türlü engeli çıkarması,
  • Başkan adaylığını ima ettiği günden bu yana camianın önde gelenleri ve taraftar tarafından gösterilen büyük teveccüh.

Ve bu hikayeyi çok doğru mecralarda, doğru beden diliyle ve samimiyetle anlatan bir hikaye anlatıcısı.

2. Profesyonel ve Pozitif Görünüm:

İletişimde verilen görüntü çok kritiktir. Çünkü göze hitap eden gönüle de hitap eder. Özellikle profesyonel yaşamda liderlik rolünde, kitlelerin gözlerinin üzerinde olduğu makamlarda bulunan kişiler buna çok dikkat etmelidir. Ali Koç, çok masum ve çocuksu yüz hatlarına sahip ve bu kendisine doğal bir sempatiklik kazandırıyor. Kısa kesim saçı, mavi gözleri ve traşlı yüzü ile muhatabında temizlik ve sadelik hislerini uyandırıyor. Ortamında göre çok doğru bir şekilde seçtiği ve kulübün renkleri olan sarı ve lacivert tonlarının yer aldığı rahat ama şık kıyafetlerle bu olumlu izlenimi tamamlıyor. Aziz Yıldırım’ın ise bu konuda çok özensiz olduğunu söylemek mümkün.

3. Beden Dili:

Hem katıldığı TV programlarında, hem gerçekleştirdiği toplantılarda, hem de kongre günü gerçekleştirdiği konuşmalar esnasında kullandığı beden dilinde genel olarak 4 kritik nokta öne çıktı:

  • Mümkün olduğunca güler yüzlü bir ifade takınmaya çalıştı.
  • Özellikle TV programlarında karşısındakilerle konuşurken göz temasını hep korudu. Hatta çok önemli bir mesaj vereceği anlarda, tıpkı profesyonel bir televizyoncu gibi kameraya doğru bakarak göz temasını doğrudan izleyiciye yöneltti.
  • Ekran karşısında konuk olduğu programlarda koltukta dik bir postürle oturarak soruları yanıtladı. Kürsüde konuştuğu zamanlarda genelde ellerini kürsüye yaslayarak, kendinden emin ve duruma hakim bir görüntü vermeye çalıştı.
  • Yine önemli bir mesaj vereceği zaman kullandığı jest ve mimikler de öne çıktı.
  • Özellikle son gün genel kurulda yaptığı konuşmada, zaman zaman kürsüden ayrılarak arkasındaki masada oturan Aziz Yıldırım ve ekibinin yanına gidip gelişinin, bu esnada kullandığı jest ve mimiklerin ve en son Aziz Yıldırım’a dönüp kullandığı “gözlerime bakarak soruyorum” ifadesinin, stadyumda ve ekranları başında izleyen kendisini izleyen milyonlarca kişinin üzerinde büyük etki bıraktığına inanıyorum.

Sosyal medyada özellikle taraftarlar tarafından en çok paylaşılan kısa videolarda bu örnekler ön plana çıktı.

4. Tutarlı Söylem, Bol Tekrar:

Bütün seçim süreci boyunca katıldığı programlarda ve etkinliklerde, vaadlerini anlatırken hep aynı ifadeleri tekrar tekrar kullanması, algı yönetimine yönelik iletişimin en önemli kurallarından biri olan “net konuş, bol tekrar et” mottosuna çok iyi örneklerdi. Kullandığı ifadelerin hayalcilikten uzak ve rasyonel olması da etkiyi güçlendirdi. Bu vaadlerden bazılarını hatırlayalım;

  • Kulübe hatırı sayılır bir sermaye girişi yapılacak.
  • Çok önemli sponsorluk anlaşmaları yapılarak kulüp mali olarak rahatlatılacak.
  • Yönetim anlayışı değişecek ve kulüp profesyonellere emanet edilecek.
  • Futbol şubesinde ‘scout’ ağı kurulacak.
  • Camialarla ilişkiler düzeltilecek ve Fenerbahçe, tekrar herkes tarafından sevilen bir kulüp haline gelecek.
  • Aykut Kocaman, Fenerbahçe için bir değer, bir teknik direktörden fazlası, oturup konuşulacak.

5. BİZ Dili:

Aziz Yıldırım’a son yıllarda getirilen en büyük eleştiri kendini kulübün üzerinde, hatta sahibi gibi görmesi yönündeydi. Bu da yıllardır başkanlık koltuğunda oturmanın getirdiği aşırı özgüvenin narsizme ve kibire taşmış haliyle birlikte sürekli kullanılan “BEN” dilinden kaynaklanıyordu.

Ali Koç, rakibinin en büyük zaafiyetinin bu nokta olduğunu bilerek özellikle lider iletişiminde vazgeçilmez olan ekip vurgusunu öne çıkardı ve sürekli “BİZ” dili kullandı. Hiç bir zaman “Ben yaptım, yapacağım” demedi. Tevazuyu da elden bırakmadan her defasında “eğer kazanırsak” ön koşulunu kullanarak vaadlerini, cümlelerinde üçüncü tekil şahıs kullanarak sıraladı.

6. Samimiyet

Hem bireysel hem de kurumsal iletişimde taklidi en zor (hatta imkansıza yakın olan şey) samimiyettir. Bu yüzden elmas değerindedir. Samimiyetin sahtesi olmaz, gerçek bir şeydir, ancak samimi olunabilir. Bu yüzden insanlar ve şirketler “samimi görünmeye” çalışırsa başarısız olurlar.

Ali Koç da özellikle Fenerbahçe sevdasından bahsederken, daha önce kamuoyuna yansıyan bazı konularla ilgili kişilerle yaşadığı birebir diyalogları aktarırken, özellikle kongre günü kendisiyle ilgili yapılan suçlamalara yanıt verirken gayet samimi bir profil ortaya koydu.

7. Nezaket ve Saygı:

İnsan yaratılışı itibariyle nazik bir varlıktır. Nezaket ahlaka dair bir kavramdır. Nezaketsiz kişinin ahlakla ilgili sorunları vardır. Ahlak ise saklanamayan bir şeydir ve her türlü iletişimde kendini belli eder. Ahlakın iletişimde zuhur bulduğu kavramlarda biri de saygıdır. Elbette herkese ama önce rakibe saygı.

Ali Koç, tüm secim sürecinde kurduğu iletişimde her zaman Aziz Yıldırım’a saygılı oldu. Bunu her fırsatta dile getirdi ve kendisinden “O bizim başkanımız” diye söz etti. 20 yıllık görev süresinde kazandığı başarıları tek tek saydı. Kendisine başkanlık yolunu açanın Aziz Yıldırım olduğunu söyleyerek defalarca teşekkür etti. Kendisine zaman zaman rakip takım taraftarları tarafından bile Aziz Yıldırım’ı eleştirerek destek verildiğinde bile bunu büyük bir nezaketle yanıtlayarak “Başkanını” ezdirmedi.

Seçimi kazandıktan sonraki zafer konuşmasında bile “Sayın Aziz Yıldırım olmasaydı ben burada olmazdım” ile başlayan uzun teşekkür seansı kongre üyelerinden büyük alkış aldı.

8. Öfke Kontrolü:

Öfke baldan tatlıdır derler ama onun bir zehir olduğunu unuturlar. Öfke başa gelince akıl gider. Bu yüzden ona karşı dikkatli olmak ve kontrol etmek gerekir.

Ali Koç’un bu süreçte en çok öfkelendiği anları belki de yine genel kurul konuşmaları esnasındaydı. Öncelikle kendisi konuşurken sataşan Aziz Yıldırım’a kongre üyelerinden çok büyük bir grup tepki gösterince ortalık karıştı. Ali Koç önce kürsünden seslenerek engellemeye çalıştı. Çünkü o esnada konuşmasını tamamlamamıştı ve vaadlerini sıralamaya devam ediyordu. Kendi taraftarlarının koyduğu bu tepki kendisine zarar veriyordu. Bunun farkındaydı ve buna çok öfkelendi ve o esnada konuşmasını noktalamaya karar verdi. Belki o öfkeyle konuşmasına devam etseydi konu hiç istemediği bir noktaya gidecekti.

Öfke kontrolünde asıl sınıfı geçtiği an ise yine genel kurulun sonunda Aziz Yıldırım’ın ardından, kendisine yönelik eleştiri ve suçlamalara cevap vermek üzere tekrar sahneye çıktığı andaki konuşmasıydı. Bu konuşma esnasında Ali Koç’un öfkeli olduğu her halinden belliydi. Ama kendisi de biliyordu ki; o an söyleyecekleri çok kritikti ve o an söylenmeliydi. Başka zaman söylenemezdi. İşte öfkeli, hazırlıksız ve doğaçlama konuşmasında kullandığı ifadelerden bazıları:

  • Evet, istediğimiz noktaya geldik. Bu noktayı uzun zamandır bekliyordum.
  • Kavga etmek istiyorsanız hadi yapalım.
  • Şimdi Sayın Başkan (pantolonunu çekerek), çıkalım TV’de konuşalım dedim, tenezzül etmediniz, ne oldu da buraya gelip kükrüyorsunuz?
  • Bir kere Sayın Başkanım çok rahat yalan söylüyorsunuz.
  • Yakışıyor mu 20 yıllık tahtınızı devam ettirmek için böyle şeylere tenezzül ediyorsunuz. Büyük Başkaaaannn…

Bu konuşmada artık gemileri yakmıştı Ali Koç. Ancak bu noktaya kadar çok doğru biçimde kurgulanmış ve başarılı bir şekilde uygulanmış iletişim sürecinin pozitif etkisi ve Aziz Yıldırım’ın aynı oranda sergilediği başarısızlık, üslupsuzluk, savrukluk ve bencillik sebebiyle sonuç değişmedi.

Yukarıda Ali Koç’un uyguladığı iletişim doğruları üzerinden yaptığımız tespitlerin aynı başlıklardaki olumsuz örneklerini Aziz Yıldırım adına sıralayarak da bu yazıyı kurgulayabilirdik. Ama iletişimdeki bir diğer önemli kurala riayet ederek negatif söylemlerden kaçınıp pozitif söylemler kullanmak istedim.

Her şeyden önce bu süreçten bir iletişimci olarak çıkardığım notları tarihe düşmek için kaleme aldığım bu yazıyı keyifle okumanızı umuyor ve bu vesileyle rekor bir farkla Fenerbahçe’nin 37.Başkanı olarak seçilen Sayın Ali Koç ve ekibine başarılar diliyorum.